Ben Zeyd

Ah… Neredeyse güneş batacak. Mavi kubbe kenarlarından kızıllaşmaya başlamış bile karanlık bastırmadan eve gitmem gerekiyor. Daha oyunumuzu bile bitiremedik ama yarıda bırakmak zorundayım. Ben devam etmek istesem bile arkadaşlarım gidecekler elbette.Niye her gün akşam olmak zorunda ? Ben karanlığı sevmiyorum. Kimse sevmiyor. Ondan korkuyorum, herkes korkuyor. Tüm bu nefrete ve korkuya rağmen karanlık niye her gün yeryüzünü kaplamak zorunda ? Onu istemediğimizin farkında değil mi ?

Artık üstünde ot bitmeyen patikadan evime doğru yol almaya başladım. Her gün karanlık bastırmadan önce eve gitmek için aynı yolu kullanır olmuştum.Uzun zamandır hep aynı yerler bastığım için yol sert bir toprak yüzey haline gelmişti ve bu toprak yumuşamadıkça üstünde tekrar ot bitmeyecek. Her gün eve gitmek zorunda kaldığımda yemyeşil bitkilere basmak zorunda kalmak, boyunlarına basıp onlara acı vermek ve sonunda öldürmek istemiyordum. Bitkilerinde hayat taşıdığını öğrendiğimde onlara her gün acı çektirmeye çalışan bir iblis olmak istemiyordum. Ben de bitkilerin nefes aldığını öğrendiğimde bir önceki gün üzerlerine basıp yarı canlı bıraktığım otların üzerinden yürüyüp onların acısına son verdim. Böylece evimizi meydana pağlayan patikayı ben oluşturdum. Zamanla buna “Cansız Yol” dediler.

Güneş denizin hemen üstündeydi az sonra altına inip gözden kaybolacak ve sabaha kadar gözükmeyecekti. Patikadan yürüyordum. Güneşin denize yaklaşmasını seyrederken. Karanlık gelecek ve bu sürede kapalı kalacağım. Yanımda büyükbabam olmasına rağmen yalnız hissedeceğim kendimi. Her karanlıkta böyle hissediyorum. Nedenini de bir türlü bulabilmiş değilim. Bana göre karanlık yalnızlığın ta kendisi. Ne bir canlı sesi var gecenin içinde ne bir ışık ne bir mutluluk. Sevindiğimiz zaman mutlu olduğumuz zaman güleriz,oyun oynarken mutlu oluruz, biz yaşıtlarımıza has çığlıklar atarız, kuşlar mutlu olduklarında cıvıldaşır, güzel olan bir hissi yansıtmak için mutlaka her canlı değişik bir ses çıkarır ama gece sessizdir.Herkes mutsuzdur. Sevinç yerini korkuya, tedirginliğe bırakır.

Eve vardığımda büyükbabam çitleri tamir ediyordu. Esefle yine aşağı düşer gibi denizin hemen üstünde güneşe baktım.
-Niye gitmek zorunda Hâris? Bize ışık vermek onun işi. Bıkıp usanmadan her sabah yeryüzüne çıkıyor. Bize aydınlığı getiriyor. Beyaz yapraklı papatyanın, o papatyanın yanında süreünen yılanın, o sürünen yılanın üzerinde uçan kartalın üzerine doğuyor. Hepimiz, papatya, yılan, kartal, herkes onun en büyük nimeti olan aydınlık için onu kutsuyor. Peki niye bizi karanlığın içine bırakıp hapsediyor Hâris?

Hâris gülümsedi. Her zaman yapmaz bunu. bir soru soruma karşılık gülümsediğinde her zaman bilgece bir öğüdü olur. Bazen kadim zamanlardan kalma bir hikaye anlatır bazen benim yaşlarımdayken yaşadığı bir olayı anlatır bundan bir ders çıkarmamı öğütlerdive bu genelde uzun bir sohbet demekti. Bu iyiye işaret en azından gece olunca o kadarda sıkılmayacağım. Çitleri tamir etmeye devam etti, karşısına oturmamı istedi. Usulca oturdum çitlerin arkasına.

-Güneş tüm bilgelerin en büyüğüdür. Diğer yıldızlardan bile daha bilgedir. O bilge doğmuştur, bu sebeple her sabah doğduğunda tarlada ekin yontan fareyede onu kovalayan kediyede bilgelik sunar.
Onun yaşamı sonsuzdur. Sen yeryüzüne ilk geldiğin gün o doğuştu ve buradan ayrılacağın gün de yine batacak ve insanlar var olmaya devam ettikçe bu böyle devam edecek. Onun bilgeliği sonsuz olmasından gelir.Nasıl ki bu yaşlı ben çok gördüğü için bilgedir. Herkes bana saygı duyar öğütlerimi dinler güneş en yaşlıdır, onun yaşı yeryüzü kadar eskidir. Karanlık nedir Zeyd ?
-Yokluktur, hiçliktir. Ne bir şey görünür gözümüze ne çalşırız, ne oyun oynarız, amaçsız bir şekilde dolanmayız bile ortalıkta yapabildiğimiz tek şey uyumak. ruhumuzu bedenden ayırmak. Yarı canlı yarı ölü uzanmak. Halbuki hiç batmasa ekin ekmeye devam ederiz ve daha çok yiyeceğimiz olur, daha büyük evler yaparız ve yaşayacak, korunmak için daha geniş yerlerimiz olur, geceleri uyumak yerine savaşıp ülkemizi koruyup düşmanımızın bizi rahatsız etmesini engelleriz.
-Bazen bilgelerin neyi hesaba katarak davrandığını bilemeyiz, çoğu zaman anlayamayız bu belkide hayatımızın sonuna kadar anlayamayız.
-Karanlıkta kalmamızın iyi bir şey olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun.

¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨¨

Çok yoruldum ve devamını tam kestiremediğim için buraya kadar yazıyorum devamı gelecek.

Adobe

Sayın Adobe Yetkilileri,
Flash diye bir şey yaptınız sayenizde net renklendi, ama kendisinin dandik 10.1 sürümünü çıkardınız, ve bunu bize güzeldir tatlıdır, şekildir diye sundunuz ve eşşeksiniz ki aslında çalışmadığını farkedemediniz. Yazsanız ya bir uyarı bak orda 10.1 sürümü var ama indirme pis kaka tüüüü, diye. Hadi Halen beyninize kan gitmedi, bari eski sürümlerini kolayca indirip yükletin bize, ama nerde öyle moktan bir sürüm yapmışsınız ki eski sürümünü bulup yükleyince bile çalışmıyor. So ? topunuz topsunuz lan !

Not: Bu deneyimler Ubuntu 9.04 64 bit versiyon, Firefox ve Google Chrome tarayıcıları kullanılarak elde edilmiştir. Tabi birde Adobe Flash 10.1 var, olmaz olaydı geberesice.

Saygılar Ben.

Bleach

“If something sad happened in your life, I would be there for you. If something happy happened in my life, I would share it with you. If you strayed from the path, I would admonish you. If you committed an error, I would forgive you. If you found yourself in a predicament, I would provide a foundation on which you could stand. All in order to make this man that had lost his love for the world… be able to love the world once more.”
 – Sajin Komamura

Risk budur mudur ?

Bazen veziri riske edip en etkisiz piyonu ileri sürmek gerekir, maksat vezire senden büyük oyuncu var hissini tattırmaktır.

Varsayım 1: Bu hamle santranç tahtası üzerinde olsun;

Karşınızda şüphe duymaya meyilli bir oyuncu varsa ne kadar deneyimli olursa olsun bu hamleden olumlu bir sonuç alırsınız.

Varsayım 2: Bu hamle gerçek hayatta olsun;

Eğer karşınızdakinin hayat tecrübesi engin ise istediğiniz taklayı atın, istediğiniz anlaşılmaz hamleleri yapın kendisi sizin başlangıç ve bitiş noktanızı belirmemiştir, siz her ne kadar karşınızdaki kişiyi yanıltmak için farklı bir yola sapmış görünsenizde O sizin gibi çok vadesi dolmamış yeni maceraperest görmüştür.Yanılmaz, bilakis hamleyi yapabilmek için göze aldığınız tüm riskleri anda aleyhinize çevirmiştir bile.

İlk izlenim; hayat oyun değildir.

5:56

Yine tutamadım kendimi. Canı sıkılan her inek gibi boş boş tarayıcıya bakıyordum yine. Aklıma 3 dakikadır facebooka girmediğim geldi. F tuşuna basınca çıkan ilk seçenek yardımıyla bağlandım sayfaya. Yeni bir şey yoktu içerik en son girdiğim şekliyle duruyordu karşımda. Bir iki arkadaşın fotoğrafına baktım. Bir karikatürden esinlenme sonucu aklıma gelen notu “Ne düşünüyorsun ?” kısmına yazıverdim. Hala dalgındım ve ne yaptığımın farkında değildim. Birden mouse ile arama kısmına tıkladım Onun adını yazdım ve büyüteç logosuna bastım. Bu sefer kendi resmini koymuş profiline. Siyah beyaz bir fotoğraf … Amatör rock guruplarında çalmaya çalışan 15-16 yaşındaki gençler gibi bir poz vermiş. Fakat onunda yaşlandığı (!) belli eski sade güzelliğinden yitip gitmiş bir kaç gülümseme eksik. Nadir de olsa ne de güzel gülerdin sen.
Profilindeki çoğu şeyi görebilmek için arkadaşı olmam gerekiyordu. Cesaret edememiştim daha önce eklemeye. Gerçi şu anda beni hatırlıyor mudur ? İsmimi biliyor mudur ? Bu soruları kendi kendime sorduğumda bile gülüyorum zavallılığıma.
Bir blog tutuyormuş onu buldum bu sayede. Uzun zamandır kullandığı bir isim gurubuyla alınmıştı adres. İlk gördüğümde tam Onun mizah anlayışına uygun diye düşünmüştüm bu ismi. Çok güldürmüştü beni. Gerçi o kadar hayrandım ki herşeyine aksi bile ihtimal değildi.
Çok fazla giriş yapmamış bir kaç kişisel yazı var sadece. Rastgele bir tanesini seçip ortalarından okumaya başladım. Uzun değildi yazı bir kaç kısa paragraftan oluşuyordu. Pişmanlıklar, yalnızlık, terkedilme, karamsarlık içeriyordu yazdıkları.
Ne hissettiğimi bilemiyorum. Onunda bazı nedenlerden dolayı acı çektiği belli. Kendisini kimsenin dinlemediğini yanında bir arkadaşının olmadığından bahsetmiş.O kadar arzu ettimki Onun yanında olmayı o an. Kendisini yalnız hissettiğini unutuncaya kadar sıkı sıkı sarılmayı, sabaha kadar yarı aydınlık bir odada belki de mum ışığında sohbet edip dertleşmeyi .. taa ki güneş doğana kadar, pecereden sıyrılıp içeriye doluşan sabahın ilk ışıklarıyla yüzüne yansıyan gülümsemeyi görmeyi o kadar istedim ki.
Hiç bir zaman bilemeyecek benim var olduğumu. Bunları Onunla yaşamayı isteyen birilerinin varlığını. Dürüst olmak gerekirse bunları öğrense bile kalbinde herhangi bir kıvılcım dahi olmayacak. O benim ona sunabileceğim sevgiyi arayacak; ben içime gömdüğüm sevgiyle yaşamaya devam edeceğim. Bazen şu anda olduğu gibi ne yaptığımı bilmeden ondan haber edinmenin bir yolunu bulup eski günleri hatırlayıp hüzünleneceğim.

…..

Sessizlik güzel olduğu kadar da kötü bir lütuf. Bir anda dertlenip hüzünlenip seni suçlu konumuna düşürebilecek, küçük duruma düşürecek davranışlarda bulunabiliyorsun. Varlığından haberdar olmamasına rağmen Onun her yaptığını belli süre aralıklarıyla takip etmek ve bunu rahatlıkla herkesin okuyabileceği bir şekilde yazıya aktarmak gibi.
Bazende hiç farkına varmadığın şeylerin güzelliğini hatırlatıyor sana sessizlik. Gecenin bir vaktinde sadece bilgisayar ekranından gelen ışıkla aydınlanmış odanın içini sabah ezanının doldurması gibi ve ardından gökgürültüleri. İnsanı çoğu zaman korkutan yıldırımların bu kadar masum, temiz, net bir sesi olduğunu farkettim uzun bir aradan sonra. Siz gökyüzünün mavi ve siyah haricindeki rengini görebildiniz mi bu güne kadar … Bir anda tüm parlaklığıyla sade bir beyaz sonrada geçici bir parlaklık … sadece bunlar değil yağmur damlalarının cama tatlı dokunuşlarından bahsetmiyorum sizlere.

…….
Bazen açıklamakta zorlanıyor insan hislerini. Düşündüm de başım akşam saatlerinde de ağrıyordu. Burnumda hafif bir akıntı vardı arada çekip duruyordum bundan dolayı peki bu gözlerimde ki ağrıyı nasıl açıklayacağım bilemiyorum ya da yanaklarıma süzülmüş yaşların niye şu ana kadar farkına varmadığımı ..

Nebioğlu

Not: Bu yazı yazılırken hiç kimse ağlamamıştır.
Not’: Dahi anlamına gelen “de” lerin hepsi ayrı yazılmıştır aksi takdirde lütfen uyarınız.
 

Yol

…. Bu yolda yürek var mıdır? Tüm yollar özdeştir; bir yere götürmezler. Çalılıklardan geçen yada çalılıklara götüren yollar. Diyebilirim ki kendi yaşamımda çok uzun zaman yollardan geçtim; ama bir yere varmış değilim. Velinimetimin sorusu anlam taşıyor şimdi. Bu yolda yürek var mı? Varsa eğer, o yol iyidir; ama yoksa yok bir yararı… Her ikiside bir yere götürmez adamı; ama birinde yürek vardır, öbüründe yoktur. Birinde eğlenceli sevinç dolu bir yolculuk yaparsın; üstünde yürüdükçe onunla bir olursun. Öbürü seni doğduğuna pişman ettirir. Biri sana güç verir, öbürü köreltir.

Carlos Castaneda/ Don Juan’ın Öğretileri

SIP server kurmak vol.2

Asterisk kurulumunun birden fazla yolu mevcut. Linux işletim sistemi yüklü bir makinaya kurulabildiği gibi kendisi işletim sistemi olarak kurulabilinir. Nasıl mı ?

  • AsteriskNow
  • trixbox
  • Bu yazılımlar sayesinde işletim sisteminizi Asterisk icin konfigure etmenize gerek yok. Asterisk ve bunun yanı sıra birçok kullanışlı yazılımı beraberinde bulunduran, bir nevi Asterisk için oluşturulmuş işletim sistemleridir. Bilgisayarınıza linux işletim sistemi kurar gibi kurulur. Kurulum sonunda ise herşeyiyle hazır Asterisk server emrinize amadedir.

    Not: Kurulum sırasında disklerinizdeki tüm veriler kaybolabilir. Sistem en az 2.4 ghz hızında bir işlemci ve 512 mb ram ihtiyacı duyar.

    Windows işletim sistemi üzerinde VMware yazılımı aracılığıylada AsteriskNOW ve trixbox‘ı kurabiliriz. Performanstan ödün vermiş olmamıza rağmen en pratik Asterisk server kurulumu bu şekilde olur.

    SIP server kurmak

    İlk aşamada bir SIP server yazılımı temin etmek gerekir. Kullanım kolaylığı ve dökümantasyon açısından

  • Mobicents
  • Asterisk
  • tavsiye edeceğim yazılımlar. Tecrube edindiğim Asterisk’in Linux kurulumu üzerinde duracağım.
    Bir SVN server araçılığıyla kaynak kodumuzu indiriyoruz:
    Not: Eğer SVN yüklü değilse aşağıdaki komut aracılığıyla SVN paketini yukleyebilirsiniz.
    # apt-get install subversion

    Stabil Asterisk sürümünü indirebilmek için;
    # svn checkout http://svn.digium.com/svn/asterisk/branches/1.2 asterisk-1.2
    # svn checkout http://svn.digium.com/svn/zaptel/branches/1.2 zaptel-1.2
    # svn checkout http://svn.digium.com/svn/libpri/branches/1.2 libpri-1.2

    En son Ana CVS Versionunu indirebilmek için;
    # svn checkout http://svn.digium.com/svn/asterisk/trunk asterisk
    # svn checkout http://svn.digium.com/svn/zaptel/trunk zaptel
    # svn checkout http://svn.digium.com/svn/libpri/trunk libpri

    Asterisk kaynak kodlarını indirdiğiniz yere ulaşabilmek için
    #cd /usr/src/asterisk

    Son olarakta kaynak kodlarını derlemek için;

    Dikkat kurulum sırası: libpri, zaptel, asterisk şeklinde olmalıdır.

    -libpri kurulumu
    #cd /usr/src/asterisk/libpri
    #make clean
    #make
    #make install

    -zaptel kurulumu
    #cd /usr/src/asterisk/zaptel
    #make clean

    #make install
    Not: Kernel 2.6 kullanıyorsanız
    #make install komutundan önce
    #make linux26 komutunu çalıştırınız.

    -asterisk kurulumu
    #cd /usr/src/asterisk/asterisk
    #make clean

    #make install

    Not: Beklemede mp3 uzantılı ses dosyalarını kullanmak icin
    #make install komutundan önce
    #make mpg123 komutunu çalıştırınız.

    Kolay Gelsin.

    Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

    herşey yapılabilir
    bir beyaz kağıtla
    uçak,örneğin uçurtma,mesela
    altına konabilir
    bir ayağı ötekilerden kısaolduğu için
    sallanan bir masanın
    veya şiir yazılabilir
    süresi ötekilerden kısa
    bir ömür üzerine.

    bir beyaz kağıda
    her şey yazılabilir
    senin dışında
    güzelliğine benzetme bulmak zor
    sen en iyisi sana benzemye çalışan
    her şeyden
    bir gülden, bir ilk, bir sonbahardan sor
    belki tabiattadır çaresi
    senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    ve benim
    bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
    anlarım bitkiden filan
    ama anlatamam
    toprağın güneşle konuşmasını
    sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla.

    sen bana ışık ver yeter
    bende filiz çok
    köklerim içimde gizli
    gelen giden,açan soran,bere budak yok
    bir şiir istersin,
    “içinde benzetmeler olan”
    kusura bakma sevgilim
    heybemde sana benzeyecek kadar
    güzel bir şey yok.

    uzun bir yoldan gelen
    tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
    her şeyi anlattım
    olan, olmayan,acıtan, sancıtan
    bilsem ki sana varmak içindi
    bütün mola sancıları
    bütün stabilize arkadaşlıklar
    daha hızlı koşardım
    severadım gelirdim
    gözlerinin mercam maviliğine

    sana bakmak
    suya bakmaktır
    sana bakmak
    bir mucizeyi anlamaktır

    sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    aşk sorgusunda şahanem
    yalnız kelepçeler sanıktır
    ne yazsam olmuyor
    çünkü bilenler hatırlar
    hem yapılmış,hem yapma çiçek satanlar
    bahçıvan değil tüccarlardır
    sen öyle göz
    sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    sen teninde cennet kayganlığı iken
    sana şiir yazmak ahmaklıktır.

    bir tek söz kalır
    dişlerimin arasından
    ben sana gülüm derim
    gülün ömrü uzmaya başlar

    verdiğim bütün sözler
    sende kalsın isterim
    ben sana gülüm derim
    gül sana benzediği için ölümsüz
    yazdığım bütün şiirler
    sana başlayan bir kitap için önsöz.

    sana bakmak
    bir beyaz kağıda bakmaktır
    herşey olmaya hazır
    sana bakmak
    suya bakmaktır
    gördüğün suretten utanmak
    sana bakmak
    bütün rastlantıları reddedip
    bir mucizeyi anlamaktır
    sana bakmak
    allah’a inanmaktır..

    YILMAZ ERDOĞAN
    mart 2000-bodrum

    Kurdun Ensesi…

    Bilgisayar mühendisiliği okuyup hatta bitirme aşamasında olupta Open Source oluşumuna herhangi bir katkıda bulunmamak ilerde yapacağınız mesleğe en büyük vefasızlık olur şimdiden.Bu kanıya nerden vardığımı minik bir hikaye ile anlatmaya çalışayım.

    Bitirme projesi. Bu dönemin özeti bu olacak sanırım benim için. İnsan hata yapabilir. Bende Aman bir şeyler öğreneyim. Az dersim var, çok zamanım var, çalışır yaparım düşüncesiyle ve sağolsun proje danışmanımın “ZOR” uyarılarına rağmen güzel bir bitirme projesi konusunu hem de araştırıp buldum. Ne vardı şöyle güzel bir web-based proje bulsam bir haftada bitirsem sonra ense yapıp gezsem tozsam, stress yapmasam. Super bir proje konusu olmayabilir belki fakat en azından bizim okulda emsali olmayan konular üzerine bir çalışma olduğunu yazılmış tezleri incelerken öğrenmiş oldum.

    Dönem başı rahatsız olduğum için başlayamadım bir türlü. Makale araştır, oku. İlk haftaların özeti oldu. Sonra danışmanım sağolsun bir firma ile görüşüp projem için yardım sağlayabileceklerini belirtti. Gayri ihtiyari seviniyor insan. Çok karşılaşmadığımız vak’alar bunlar.

    Sonuç ? Açıklayayım.

    İletişime geçip bir cevap alıp görüşene kadar sanırım 3 hafta geçti. Bu süre içinde nasıl olsa yardım alacağım diye işleri ağırdan alıp kuracağım sistem üzerine çalışmamam eşşekliğin önde gideni. Bunu algılamayıp kabul etmemek daha büyük eşşeklik. En sonunda görüşmeye gidip gidip verebilecekleri yardım ve benim ihtiyaçlarım konusunda sonucu belli olan bir görüşme yaptık. Ordaki yetkili

    -Şirket politikası gereği herhangi bir yazılım veremiyeceklerini hatta bunu herhangi bir şirketin yapmayacağını, açık kaynak yazılımlara yönelmemi belirtti.

    Bundan sonrasınıda pek dinlemek istemedim açıkcası. Ne dediyse evet deyip görüşmenin kısa olan süresini dahada kısaltıp ordan hemen çıkmak istedim. Tabi şunu belirtmekte fayda var. Kesinlikle orda görüştüğüm kişiler ya da firma hakkında olumsuz bir düşünceye sahip değilim. Bir cevap almak için uzun süre beklememin haricinde herhangi bir hataları yok.

    Benim hatam ise “Kurdun ensesi niye kalındır ?” sorusuna olan cevabı unutmuş olmam. Malum bilgisayar mühendisleri olarak yardım ya da başlangıç için tavsiye isteyen insanlara kendimizi “kendin öğren” düsturuna fazla kaptırıp, “Google nedir biliyon ? ” demeyi üstünlük olarak algıladığımız için kurdun ensesinin niye kalın olduğunu hiçbir zaman unutmamam gerekirdi.

    Farklı bir açıdan baktığımızda ise güzel tarafları bu deneyimin. Okulun ilk senelerinde “açık kaynak” oluşumu üzerine baya bir kaynak incelemiştim.  Bilgisayarıma linux kurabilmek için(o zamanlar next+next kurulumu olan ubuntular yoktu :) ) kaç hafta uğraşmıştım. Sonra biraz okul sayesinde birazda tembelliğin etkileri sayesinde ateşim söndü. Şimdi ise deliler gibi işime yarayacak açık kaynak yazılım araştırıp kurup kodlarını inceleyip compile etmeye çalışıyorum. Bunu zamanında yapmış olsaydım. Gidip eski hocam Ali Sezgin’in deyimiyle Ruhunu paraya satmış bir firmanın yardımını almayı düşünmek yerine kendi işimi kendim yapmış olurdum.

    Şimdi Laboratuar günlükleri yazabilecek kadar bitime labında vakit geçiriyorum. Biter ya da bitmez proje, önemli olan ders alıp ilerde aynı hataları tekrar etmemek.

    Next Page »



    Follow

    Get every new post delivered to your Inbox.