SIP server kurmak
İlk aşamada bir SIP server yazılımı temin etmek gerekir. Kullanım kolaylığı ve dökümantasyon açısından
tavsiye edeceğim yazılımlar. Tecrube edindiğim Asterisk’in Linux kurulumu üzerinde duracağım.
Bir SVN server araçılığıyla kaynak kodumuzu indiriyoruz:
Not: Eğer SVN yüklü değilse aşağıdaki komut aracılığıyla SVN paketini yukleyebilirsiniz.
# apt-get install subversion
Stabil Asterisk sürümünü indirebilmek için;
# svn checkout http://svn.digium.com/svn/asterisk/branches/1.2 asterisk-1.2
# svn checkout http://svn.digium.com/svn/zaptel/branches/1.2 zaptel-1.2
# svn checkout http://svn.digium.com/svn/libpri/branches/1.2 libpri-1.2
En son Ana CVS Versionunu indirebilmek için;
# svn checkout http://svn.digium.com/svn/asterisk/trunk asterisk
# svn checkout http://svn.digium.com/svn/zaptel/trunk zaptel
# svn checkout http://svn.digium.com/svn/libpri/trunk libpri
Asterisk kaynak kodlarını indirdiğiniz yere ulaşabilmek için
#cd /usr/src/asterisk
Son olarakta kaynak kodlarını derlemek için;
Dikkat kurulum sırası: libpri, zaptel, asterisk şeklinde olmalıdır.
-libpri kurulumu
#cd /usr/src/asterisk/libpri
#make clean
#make
#make install
-zaptel kurulumu
#cd /usr/src/asterisk/zaptel
#make clean
#make install
Not: Kernel 2.6 kullanıyorsanız
#make install komutundan önce
#make linux26 komutunu çalıştırınız.
-asterisk kurulumu
#cd /usr/src/asterisk/asterisk
#make clean
#make install
Not: Beklemede mp3 uzantılı ses dosyalarını kullanmak icin
#make install komutundan önce
#make mpg123 komutunu çalıştırınız.
Kolay Gelsin.
Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak
herşey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak,örneğin uçurtma,mesela
altına konabilir
bir ayağı ötekilerden kısaolduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.
bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen en iyisi sana benzemye çalışan
her şeyden
bir gülden, bir ilk, bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla.
sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizli
gelen giden,açan soran,bere budak yok
bir şiir istersin,
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok.
uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan, olmayan,acıtan, sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercam maviliğine
sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır
sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış,hem yapma çiçek satanlar
bahçıvan değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır.
bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzmaya başlar
verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz.
sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
herşey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır..
YILMAZ ERDOĞAN
mart 2000-bodrum
Kurdun Ensesi…
Bilgisayar mühendisiliği okuyup hatta bitirme aşamasında olupta Open Source oluşumuna herhangi bir katkıda bulunmamak ilerde yapacağınız mesleğe en büyük vefasızlık olur şimdiden.Bu kanıya nerden vardığımı minik bir hikaye ile anlatmaya çalışayım.
Bitirme projesi. Bu dönemin özeti bu olacak sanırım benim için. İnsan hata yapabilir. Bende Aman bir şeyler öğreneyim. Az dersim var, çok zamanım var, çalışır yaparım düşüncesiyle ve sağolsun proje danışmanımın “ZOR” uyarılarına rağmen güzel bir bitirme projesi konusunu hem de araştırıp buldum. Ne vardı şöyle güzel bir web-based proje bulsam bir haftada bitirsem sonra ense yapıp gezsem tozsam, stress yapmasam. Super bir proje konusu olmayabilir belki fakat en azından bizim okulda emsali olmayan konular üzerine bir çalışma olduğunu yazılmış tezleri incelerken öğrenmiş oldum.
Dönem başı rahatsız olduğum için başlayamadım bir türlü. Makale araştır, oku. İlk haftaların özeti oldu. Sonra danışmanım sağolsun bir firma ile görüşüp projem için yardım sağlayabileceklerini belirtti. Gayri ihtiyari seviniyor insan. Çok karşılaşmadığımız vak’alar bunlar.
Sonuç ? Açıklayayım.
İletişime geçip bir cevap alıp görüşene kadar sanırım 3 hafta geçti. Bu süre içinde nasıl olsa yardım alacağım diye işleri ağırdan alıp kuracağım sistem üzerine çalışmamam eşşekliğin önde gideni. Bunu algılamayıp kabul etmemek daha büyük eşşeklik. En sonunda görüşmeye gidip gidip verebilecekleri yardım ve benim ihtiyaçlarım konusunda sonucu belli olan bir görüşme yaptık. Ordaki yetkili
-Şirket politikası gereği herhangi bir yazılım veremiyeceklerini hatta bunu herhangi bir şirketin yapmayacağını, açık kaynak yazılımlara yönelmemi belirtti.
Bundan sonrasınıda pek dinlemek istemedim açıkcası. Ne dediyse evet deyip görüşmenin kısa olan süresini dahada kısaltıp ordan hemen çıkmak istedim. Tabi şunu belirtmekte fayda var. Kesinlikle orda görüştüğüm kişiler ya da firma hakkında olumsuz bir düşünceye sahip değilim. Bir cevap almak için uzun süre beklememin haricinde herhangi bir hataları yok.
Benim hatam ise “Kurdun ensesi niye kalındır ?” sorusuna olan cevabı unutmuş olmam. Malum bilgisayar mühendisleri olarak yardım ya da başlangıç için tavsiye isteyen insanlara kendimizi “kendin öğren” düsturuna fazla kaptırıp, “Google nedir biliyon ? ” demeyi üstünlük olarak algıladığımız için kurdun ensesinin niye kalın olduğunu hiçbir zaman unutmamam gerekirdi.
Farklı bir açıdan baktığımızda ise güzel tarafları bu deneyimin. Okulun ilk senelerinde “açık kaynak” oluşumu üzerine baya bir kaynak incelemiştim. Bilgisayarıma linux kurabilmek için(o zamanlar next+next kurulumu olan ubuntular yoktu
) kaç hafta uğraşmıştım. Sonra biraz okul sayesinde birazda tembelliğin etkileri sayesinde ateşim söndü. Şimdi ise deliler gibi işime yarayacak açık kaynak yazılım araştırıp kurup kodlarını inceleyip compile etmeye çalışıyorum. Bunu zamanında yapmış olsaydım. Gidip eski hocam Ali Sezgin’in deyimiyle Ruhunu paraya satmış bir firmanın yardımını almayı düşünmek yerine kendi işimi kendim yapmış olurdum.
Şimdi Laboratuar günlükleri yazabilecek kadar bitime labında vakit geçiriyorum. Biter ya da bitmez proje, önemli olan ders alıp ilerde aynı hataları tekrar etmemek.
Çalıntı yazılar
Bir şeyler yazmak yerine işin kolayına kaçıp daha önce yazmış olduğum bir kaç yazıyı ekliyorum. Okuyanlar bir yerlerden hatırlayanlar olacaktır. Teknik bilgi içermediği için okuması kolay, eğlenceli yazılarmış. Genellikle canım sıkıldığı zamanlar yazdığım için ise biraz(!) melanolik olmuş olabilir.
Aman be niye uğraşıyorum. Yazdık okuyun işte..
Bugün Gerçek
Başlık sayın sevgili arkadaşım Başak Zengin’in kullandığı mail adresinden çalınmıştır. Her hakkı saklıdır..
Bugün Gerçek
paylaştığımızı anlarız. Kardeşimiz yoksa bile babayı anneyle, anneyi babayla paylaştığımızı anlarız. Bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını göstermek için bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayaller uydurur, kaybettiklerimizin yerine başkalarını koyarak dünyayı kendimiz sanmayı, bu yalana kanmayı sürdürürüz. Arkadaşlarımızla hiç ayrılmayacağımızı düşünürüz. Keşke böyle sonsuza kadar aynı mahallede, aynı okulda yaşasak diye dilekler tutar, birbirimize sözler veririz, ama yıllar birer birer alır arkadaşlarımızı elimizden. Ancak yeryüzünde ne kadar kötülük varsa bizde de o kadar umut vardır. Ergenlikle birlikte aşk denilen o büyülü, o rezil, o soylu, o kahraman, o korkak duygu utançtan kıpkırmızı olmuş yüzüyle çalar kapımızı. Aklımız, yüreğimiz birine takılır kalır. Bu kez yaşamın merkezine onu koyar her davranışın, her duygunun, her düşüncenin anlamını onda ararız. Kedimizi onun gözlerinde izleyip, bir benzerimizi bulduğumuzu sanarak, dünyanın en güzel, en olmayacak, en aptal düşünü kurarız. Artık mutlulluğu yakaladığımızı sanarız. Şansı yolunda gidenler belki mutlulupu yakalar, ama kısa süreliğine. Çok geçmeden koca bir kamyonun, küçük bir çocuğun bisikletini çiğeyip geçmesi gibi koca dünya, düşlerimizi parçalayıp verir elimize. Yaşam o kahrolası oyunlarından birini daha oynar bize. İlk sevgili elimizin arasından kayıp bilinmeyen sularda kaybolup gider. Bu serüvenden bize düşen ise, dokunduğumuzda içten içe sızlayan bir yara gibi onun anısını sonsuza kadar yüreğimizin en derin yerinde saklamaktır.
kandırırız kendimizi. Oysa o gözüpek yol arkadaşı, o deli dolu gençlik, bedenimizde gücü, tazeliği, ruhlarımızdaki sert fırtınaları toparlayıp çoktan terk etmiştir bizi. Derken annemiz babamız en büyük ihaneti yapar; hangi yaşta olursak olalım, henüz yeterince büyümediğimiz bir anda tek başımıza bırakıp giderler. Ağlarız, yıkılırız, öfkeleniriz, kahrederiz, ama ne yapsak boşuna, ömür rendesi durmadan birşeyler eksiltecektir yaşamımızdan. Ta ki taşımakta zorlandığımız yorgun bedenimizi, bıkkın ruhumuzu sonsuza dek teslim alana kadar.
giderler. Diğerleriyse birgün yok olacaklarından emin oldukları halde ne heycanlarından, ne umutlarından, ne sevinçlerinden vazgeçerler. Sonunda başlarına neler geleceğini bile bile, ölümle sınırlı olan bu macaranın her evresini, her anını merak eder; bir çocuk gibi şaşırarak ve hayretler içinde kalarak yaşarlar. Onlar yaşamı asla mutluluğa indirgemezler, çünkü mutluluğa indirgenmiş bir yaşam, yoksul geçirilmiş bir ömürdür. Yaşamı mutluluğa indirgeyenlerde ruhsal açıdan yoksun insanlardır. Ruh zenginliğini kazanmış olanlar, yaşamı acısıyla, mutluluğuyla, ihanetiyle, çirkinliğiyle kabul edenlerdir. Onlar ki, kaybetme sanatını öğrenmişlerdir, bu yüzden yaşama katlanabilme yeteneğini geliştirmişlerdir.
k-AU/21.02.2008/01.06
Kukla
Kukla
Seninle bir kahvaltı
seninle bir kahvaltı…
NEBIOGLU 04 04 2007