Archive

Posts Tagged ‘çalıntı yazılar’

Bugün Gerçek

April 2, 2009 Leave a comment

Başlık sayın sevgili arkadaşım Başak Zengin’in kullandığı mail adresinden çalınmıştır. Her hakkı saklıdır..

Bugün Gerçek

“Yaşam kaybetmeyi öğrenmektir”.
Nasıl mı ? Size en başından anlatayım. Kaybetme maceramız daha anne karnından çıktığımızda başlar.Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz, dünyanın en güvenli, en yumuşak korunağını ana rahmini kaybederiz önce.Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki ordan niye çıktın dercesine, gözlerimizi yakan ışıkları, kulağımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri hastalığıyla saldırır üzerimize. Ama bizde öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi kaybetsekte o kutsal yerin sahibi annemiz bizimledir, üstelik bir de baba verilmiştir emrimize. Dünyaya alışmaya başlayınca kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz. Ancak büyüdükçe annemiz de babamız da bizden uzaklaşmaya başlar; onları kardeşlerimizle
paylaştığımızı anlarız. Kardeşimiz yoksa bile babayı anneyle, anneyi babayla paylaştığımızı anlarız. Bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını göstermek için bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayaller uydurur, kaybettiklerimizin yerine başkalarını koyarak dünyayı kendimiz sanmayı, bu yalana kanmayı sürdürürüz. Arkadaşlarımızla hiç ayrılmayacağımızı düşünürüz. Keşke böyle sonsuza kadar aynı mahallede, aynı okulda yaşasak diye dilekler tutar, birbirimize sözler veririz, ama yıllar birer birer alır arkadaşlarımızı elimizden. Ancak yeryüzünde ne kadar kötülük varsa bizde de o kadar umut vardır. Ergenlikle birlikte aşk denilen o büyülü, o rezil, o soylu, o kahraman, o korkak duygu utançtan kıpkırmızı olmuş yüzüyle çalar kapımızı. Aklımız, yüreğimiz birine takılır kalır. Bu kez yaşamın merkezine onu koyar her davranışın, her duygunun, her düşüncenin anlamını onda ararız. Kedimizi onun gözlerinde izleyip, bir benzerimizi bulduğumuzu sanarak, dünyanın en güzel, en olmayacak, en aptal düşünü kurarız. Artık mutlulluğu yakaladığımızı sanarız. Şansı yolunda gidenler belki mutlulupu yakalar, ama kısa süreliğine. Çok geçmeden koca bir kamyonun, küçük bir çocuğun bisikletini çiğeyip geçmesi gibi koca dünya, düşlerimizi parçalayıp verir elimize. Yaşam o kahrolası oyunlarından birini daha oynar bize. İlk sevgili elimizin arasından kayıp bilinmeyen sularda kaybolup gider. Bu serüvenden bize düşen ise, dokunduğumuzda içten içe sızlayan bir yara gibi onun anısını sonsuza kadar yüreğimizin en derin yerinde saklamaktır.
İlk sevgiliyi yitirişte bir uyarıdır aslında. Ömür tanrısı, gençliğin geçiçi olduğunu sezdirmek istemiştir, ama bunun farkına varamayız. Yeniden aşık oluruz, olduğumuzu zannnederiz, severiz, sevdiğimizi zannederiz ve kaçınılmaz sonuç: evleniriz.  Biriyle birlikte yaşarsak, yazgılarımızın birlşeceğini, yazgılarımız birleşincede kaybetmekten kurtulacağımızı zannederiz. Derken çocuklarımız olur. Yaşam bir yandan alırken bir yandan da vermektedir, diye düşünerek kurnaz bir tüccar gibi
kandırırız kendimizi. Oysa o gözüpek yol arkadaşı, o deli dolu gençlik, bedenimizde gücü, tazeliği, ruhlarımızdaki sert fırtınaları toparlayıp çoktan terk etmiştir bizi. Derken annemiz babamız en büyük ihaneti yapar; hangi yaşta olursak olalım, henüz yeterince büyümediğimiz bir anda tek başımıza bırakıp giderler. Ağlarız, yıkılırız, öfkeleniriz, kahrederiz, ama ne yapsak boşuna, ömür rendesi durmadan birşeyler eksiltecektir yaşamımızdan. Ta ki taşımakta zorlandığımız yorgun bedenimizi, bıkkın ruhumuzu sonsuza dek teslim alana kadar.
Ama tuhaftır kaybedeceğimizi bile bile yaşamımızı sürdürürüz. Çünkü hiçbir yerde yazmayan o büyük yasa böyle öngörmüştür. Çoğumuz kaybettiğimizin farkına bile varamayız; her gün biraz daha azalmakta olan mum gibi tükeniriz. Bazılarımızsa bu acı gerçeği farkeder. Farkedenlerden bir kısmı kaybetmeye dayanamaz, oyunda kaybedeceğini anlayınca mızıkçılık yapan çocuklar gibi hem kendisinin hem de çevresindekilerin günlerini cehenneme çevirip, mutsuzluk denizinde ağır ağır boğulup
giderler. Diğerleriyse birgün yok olacaklarından emin oldukları halde ne heycanlarından, ne umutlarından, ne sevinçlerinden vazgeçerler. Sonunda başlarına neler geleceğini bile bile, ölümle sınırlı olan bu macaranın her evresini, her anını merak eder; bir çocuk gibi şaşırarak ve hayretler içinde kalarak yaşarlar. Onlar yaşamı asla mutluluğa indirgemezler, çünkü mutluluğa indirgenmiş bir yaşam, yoksul geçirilmiş bir ömürdür. Yaşamı mutluluğa indirgeyenlerde ruhsal açıdan yoksun insanlardır. Ruh zenginliğini kazanmış olanlar, yaşamı acısıyla, mutluluğuyla, ihanetiyle, çirkinliğiyle kabul edenlerdir. Onlar ki, kaybetme sanatını öğrenmişlerdir, bu yüzden yaşama katlanabilme yeteneğini geliştirmişlerdir.
k-AU/21.02.2008/01.06

Kukla

April 2, 2009 Leave a comment

Kukla

-7
Bize gereken gerçektir, hayalden, büyüden, rüyadan arınmış gerçek.İçinize işleyen bakışlara kanmayın, hiçbir bakış masum değildir; buna çocuklarınkide dahil. Tatlı sözlere inanmayın; yalnsız söz olmaz. Şarkılara, şiirlere, romanlara, oyunlara , filmlere kulak asmayın; onlar olanları değil, olması gerekenleri söyler. Çiçeklerin narin güzelliği, günbatımının lezzetli kederi, gökyüzünde usulca kayan ak bulutlar, denizlerin menevişli kıpırtısı, toprağın yemyeşil bir buğu gibi kaplayan ağaçların sevinç veren görüntüsü yüreğinizi yumuşatmasın, onlar volkan, deprem, fırtına, sel gibi büyük felaketleri gizlemek için yaratılmıştır.İçinizi kararttığım için üzgünüm ama ne yazık ki durum budur.
-12
Mucizeler, hepsi yanılsamadan ibarettir. Bir an gözümüzü boyarlar, su birikintilerini pırlanta, delik deşik sokağımızı cennet yolu sanarız. Çocukluğumuzdan kalan o masum şaşkınlık duygusunu tatmaya başlarız, heyecanlanır, merak duyar, farkına varmadan yaşama bağlanırız; ama bu uzun sürmez, gerçek kısa sürede ortaya ve mücüze diye bir şey olmadığını, bunun bir yanılsama olduğunu anlarız. Eski karanlık sokak, kirli su birikintileri önümüze serilir. Şaşkınlığımız, heyecanımız, merakımız kaybolur. Burada tek mutlu ola mantığımızdır; alışkın olduğu duruma yeniden dönülmüş, işler yoluna girmiştir. Korkulacak, kaygı duyulacak,çözümlenecek bir olay yoktur. Yaşam normal akışına dönmüştür.
12.02.2008/salı

Seninle bir kahvaltı

April 2, 2009 Leave a comment
04 Nisan

seninle bir kahvaltı…

…dışarı çıkmadan önce ışıkları kapattım.Asansörün düğmesine bastım. Hemen geldi …sanki o da bu günün farkında.5. kata çıktım hemen ,arkadaşım kendisini gitmeden önce kaldırmamı istemişti benden.Odaya gittim mışıl mışıl uyuyordu.Bir kaç kez seslendim ,uyandırdım.Gelicek misin dedim.”Abi sen git ben yatıcam.” dedi.Yüzümdeki neşeli ifadenin farkında degildi herhalde,hiç tepki vermedi oysa beni ne zaman neşeli görse takılmadan duramazdı.Odama indim yüzümü bir kez daha yıkadım ,zinde gözükmem gerekiyordu.Aylardan sonra ilk kez özendim giyecegim elbiselere ,aynanın önünde tatmin olana kadar saçlarımı bir sağa bir sola taradım.Çantama defter ,kitap ve bu gün ki derslerin notlarını koydum.Telefonumu alıp kendimi dışarı attım.Nedense bu sabah güvenlikte kimseyi göremedim.Mustafa abi olsaydıda bu sabah ne kadar neşeli oldugumu bir görseydi diye geçirdim içimden.
Dışarısı sandığımdan dahada soğukmuş, önce biraz ürperdim.Sonrada bu hafifligin tadını çıkarmaya başladım.Kulaklıklarımı taktım, sabah sabah sevdiğim parçaları dinlemeye başladım yolda yürürken.Bir taraftanda az sonra olacakları içimden kestirmeye çalışıyordum.Ne zamandır bu günü bekliyordum.Her şey çok güzel olmalı.
Kaldırım taşları sanki farkında her şeyin.Her sabah mutlaka takılırdım.Bu gün ise sanki onlar beni taşıyor.Havanın berraklığına ne demeli peki, kuşlarada birileri haber salmış olmalı, bir başka yeşil sanki her gördüğümde sararmış olmasından şikayet ettiğim yapraklar,çimlerde bir gelin gibi hafiften bükmüş boynunu o kadar güzellerdi ki her zaman üzerlerine basarak geçtiğim yolu uzatıp üzerlerine basmadım, en azından bu gün kıymak istemedim onlara.Dinledigim parçadanda çok güzel bir cümle yakaladım sosyale varmadan.”besle kargayı kartala kafa tutsun.” çok hoşuma gitti, hiçte farkedememişim bu güne kadar…
Bu sabahta ayrı bir neşeli kasadaki görevli yine iki kelimede olsa sohbetimizi ettik.3 dilim ekmek aldım sepetten, şansa bak bir de yarım şeker buldum çayım için, bir tanede adi plastik kaşık…Tepsimi aldım boş bir masaya geçtim…
Sonunda seninle karşılıklı oturuyoruz.Pencere kenarında bir masa seçmiştim hem senin tenini daha berrak görebilmek hemde gerektiginde masmavi gökyüzüne bakıp gerektiğimde ufkumu açmak için.Önce tabaktaki jelatini çıkardım.Sonra yumurtamı soyup reçel ve balın yerine koyup orda dilimledim sonra domates ve salatığı…Hepsine ayrı bir özen gösteriyordum, her şeyin bir düzeni vardı,beni düzenli görmek istedigini soylemiştin ya artık çok dikkat ediyorum bu tarz küçük ayrıntılara.Ne güzelmiş senin gözlerinin içine bakıp çayımı yudumlamak,tatlı tatlı gülüşüne sabah şahitlik etmek.Sesinde öyle sıcak ki her kelimen ayrı bir heyecan , ayrı bir macera katıyor sanki hayatıma.Çok seviyorum saçlarını ilk kez dokunabilmiştim onlara…Bir keresinde sevmedigini söylemiştin saçlarını hatırladın mı sana ne kadar kızdığımı ? O yer yer kıvrımlı dalgalı saçların yanaklarını nede güzel sarıyor hiçte farkında degilsin halbuki.
Ne de çabuk bitti şu kahvaltı.Gitmesem şu sınavıma olmaz mı ? Seninle olsam… Benim için en iyisini istediğini biliyorum nasıl olsa sınavdan sonra hemen yanıma geleceksin.Çimlerin üstüne oturup biraz daha vakit geçirecegiz. Tepsimi topladım yerine koydum. Arkadaşlardan biriyle az sohbet ettim.
Oldu mu ama şimdi …
Bak karşıdaki bankta oturuyorsun.Evet gerçektende sensin…gitsem konuşabilecegim, kafamı kaldırsam gözlerinin içine bakabileceğim, elimi uzatsam dokunabilecegim , ellerimi uzatsam sarılabilecegim, sarılsam öpebilecegim sen…. Oturmuş nede güzel hayalinle beraberdim az önce.. O nun gülüşüde seninki kadar güzeldi.Hafifçe tombul yanakları vardı, çocuksu duruşu ilgili bakışları vardı, gülen gözleri hemen ısıtıyordu insanın içini.Saçlarından hiç bahsetmiyorum bile…ve üstelik O beni seviyordu.Hemde deliler gibi çünkü O benim hayalimdi,ben öyle olmasını istemiştim, böylece senden daha mükemmel birini yaratabilmiştim ilk defa, sırf seni unutabilmek için.Ama sen yine karşıma çıktın.Her şeyin hayal olduğunu gösterdin.Beni en zayıf noktamdan yakalamayı bir kez daha başardın.
Halbuki tüm gece uyumamıştım hayalinle buluşmak için.Ellerimin neden titredigini sormuştun ilk masaya oturdugumda; uykusuzluktan yürüyemeyecek haldeydim, aslında beni ayakta tutan sadece sendin o an için.İşte her şeyi bitirdin bense yanına bile gelip konuşmaya cesaret edemedim belki terslersin diye.Korkuyorum hala ve bu korkum her gün biraz daha bitiriyor, bir böcek gibi hayatımın kalan neşesini kemirip duruyor.”Hiç kimse için üzülmeye değmez ” mi, bilmiyorum ama beni hayata bağlayan sadece hayalin kalmıştı, seni görmeden önce.
İnan bunu daha fazla nasıl kaldırabileceğimi bilmiyorum.

NEBIOGLU                                                                                                                                          04 04 2007

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.